SANATÇILARIN BEYİN YAPISI

Dışarıdan aldığımız ses, koku, tat ,dokunma, ışık bilgisini beyinde farklı merkez veya alanlara dağıtıyoruz. Bu bilgilerin kullanılması gerektiğinde de aynı ya da farklı imgeleri oralardan alıp hareket, bilişsel, duygusal ve sosyal davranış olarak dışarıya yansıtıyoruz.

Örneğin sol elinizin parmak hareket bilgisi, parmakların dokunma duyusu, parmakların sayılması farklı bölgelerde algılanıyor, organize ediliyor, denetleniyor. Beynin karmaşık problemleri çözebilmesi için hem doğarken yeterli özelliklere sahip olması, hem de doğduktan sonra bu potansiyelin iyi eğitilmesi gerekir. Sanatçı beyninin diğer insanlardan farkı var mı? Varsa farkı nerede?

Virginia Woolf’un ölmeden önce eşine bıraktığı mektubu okur musunuz?

Beethoven’ın Ay Işığı Sonatı’nı yazma öyküsünü’ okurmusunuz ?

Ravel in Bolero müziğinde anlatılanları düşünseniz ?

Tevfik Fikret in Aşiyan binasını  nasıl oluşturduğunu hayal eder misiniz?

Amasya elması resmini yapmak istediğimizde elmanın kokusunu, sertliğini, rengini, diğerlerine göre hacim farkını, şeklini ve diğer özelliklerini anımsamaya çalışırız. Sonrasında ellerimizi kullanarak bu bilgileri de hareketlere dönüştürürüz. Ancak, resimleri imgeleyerek oluşturmak, şiir yazmak, müzik bestelemek, heykel yapabilmek için biraz daha farklı beceriler ve yetenekler gerekiyor. Üç boyut, mekan algısı, el parmakları ve avucun daha becerili basıncı, ısı, dokunma gibi algıları sıralayabiliriz. Bir insanın yüzünühafızasından ve uyaranlardan aynı veya farklı imgeleme ile çizebilmek, boyayı kullanmak için yüz tanıma, yüz algılama bölgelerinin de beyindeki sayılması zor saniyelerde de bile değişim yapabilecek  ağ sistemleri ile işlem yapması gerekiyor. Bu işlem için görme, gördüğünü algılama, hafızaya alma, mimikleri değerlendirme, o yüz ile sosyal ilişki kurma becerileri gibi birçok özelliğin bir arada olması , beynin alt tarafındaki alanın beynin birçok alanı ile ilişki kurması gerekmektedir. Bu nedenle en azından bu bölgelerin görme engelli olmayan sanatçılarda iyi gelişmiş olması beklenir.

Beynin bir yarım küresinin öteki yarım kürede olan bitenlerden de haberdar olması için iki beyin yarı küresi arasında bir köprü vardır. İki yarı küre birbiri ile ilişki kuramazsa ayrı çalışır ve bilgi birikiminde güçlük olacağı için karşılaştığı problemlerin çözümünde zorlanır. (Sanatçının iki beyin yarı küresinin birbiri ile çok hızlı ilişki kurması gerekiyor, bu ilişkinin yoğunluğu ve hatta hızı, yeteneğinin yeterliliği için gerekli koşullardan biridir.  Gürültü şimşek hızlı bağlantı….)

Sanatçının bir başka özelliği de, istediği zaman her insanın zaten beyninde var olan beslenme, korunma, cinsellik olarak tanımlanan ilkel canlı davranışlarını, eserini uygularken dışa vurabilmesi veya kontrol edebilmesidir. Bunu, beynin ön ve yan taraflarındaki iki ayrı bölgenin baskıcı denetiminden kurtararak sosyal ilişkilere, bulunduğu ortamın kültürüne uygun şekilde veya denetleyerek geçirir. Bu denetlemenin sınırlarının zorlandığı dönemlerde, bulunduğu toplum ile çatışmaya girme olasılıklarını da düşünür. Veya beynin ön bölgesini uzun süre ,daha titiz kullanarak çevresi ile uyum kurmanın yollarını da araştırabilir.

Sanatçılarda diğer insanlara göre farklı olması gereken bir özellik de nörolojik olarak tam tanımlanamayan sezgidir. Bu noktada akla gelecek soru, sanatçılar sezgisi kuvvetli olanlar arasından mı çıkıyor?

DR. BÜLENT MADİ

Nöroloji uzmanı